• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://tr-tr.facebook.com/tibbibitkileridogrukullanmarehberi
  • https://twitter.com/bitkisandigi


BİTKİ TÜRÜ ZENGİNİYİZ, DEĞERLENDİRME FAKİRİYİZ!

Bitkilerin tedavide kullanımı konusu, ülkemizde istismara en açık konulardan biri. İstismar edenlerse genellikle kanser vb. çaresiz hatalıklara çare (?) bulduklarını söyleyerek, umutları istismar ediyor; umudun ticaretini yaparak bitkilere güveni zedeliyor. İnternet ortamında, kendilerine ülkemizde olmayan bir takım unvanlar atfederek fahiş ücretlerle % 100 tedavi garantisi (?) veriyor. Yazıktır ki bu konuda herhangi bir denetlemeye de tabi tutulmuyor. Konunun popülerliği basılı ve görsel medya tarafında da fütursuzca kullanılıyor. İnsanlarımızı araştırmadan kullandırmaya yönlendiren bu türden yayınlara her gün şahit oluyoruz. Kulaktan dolma veya güvenilir olmayan kaynaklardan yapılan bilgi aktarımı tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor...

Bitkisel ürünlerin pazarlanmasında, dinimiz de kullanılıyor. “Dini yayın”lar izleyiciyi toparlamak için kullanılıyor. Sonra da dini söylemlerle “mucizevi!” ürünler pazarlanıyor. Sadece bitkisel ürünleri pazarlamak amaçlı radyo ve televizyonlar açılıyor. Bu tür yayın organları kendileri için formülasyon hazırlatıp sürekli dönen reklamları ile ürünleri pazarlıyor. Dinimiz, ticaret aracı olarak kullanılınca, gerçek dindarlara güven azalıyor. Bitkilerle ilgilenenler de bu sebeple “büyücü muamelesi” görebiliyor.

Şifalı bitkilerle ilgili etraflı bir yasal düzenlememizin olmaması; denetim mekanizmasının yetersizliği / işlememesi istismarı kolaylaştırıyor. Bu konuda işleyen bir yasal düzenleme hazırlanması gerekiyor. Böyle bir tasarı hazırlığı ile ilgili bu güne değin birçok girişim olmuşsa da, bu girişimler, mevcut hakları bir grubun elinden alıp ötekine verme niyetinden öte geçememiştir. Amaç, ülkemizin tabii değerlerini değerlendirip korumaya yönlendirmek ve ilgili her meslek grubunun – hiçbirini dışlamadan- bu konuda görüşleri alınarak dünya standartlarını yakalayabilecek bir düzenleme yapmak olmalıdır.

 

6 Ekim 2010 tarihli resmi gazete ile yürürlüğe giren “Geleneksel Bitkisel Tıbbi Ürünler” adlı yönetmelikle denetim ve ruhsatlandırma yetkisi Tarım Bakanlığı’ndan Sağlık Bakanlığı’na devredildi. Bu yönetmelik uzun vadede bir boşluğu dolduracaktır. Özellikle içerisinde ne olduğu belirsiz olan “bitkisel” etiketli ürünlerin üretimi ve ithatına bir çekidüzen verecektir. Ürünlerin kalitesinin de belirli oranda iyileşebileceği söylenebilir. Diğer taraftan yönetmeliğin birçok konuda da yetersiz olduğu söylenebilir. Yönetmelik hazırlanırken konuyla ilgili herkesimin görüşü alınması gerekirdi. Yukarıda da söylediğimiz gibi maksat ülkemizin bu alanda marka olabilmesini sağlamak olmalı, bir grubun elinden alıp diğerine devretme ile sınırlı kalmamalı. Ayırca ülke gerçekleri de dikkate alınmalı. Yönetmelikle ruhsatlandırma yetkisi kimyager, hekim ve eczacıya verildi. Ülkemizde tıp fakülteleri ve kimya bölümlerinde bitkilerle ilgili eğitim verilmiyor. Bu açık da 3-5 günlük kurslarla kapatılmaya çalışılıyor. Öğrendikçe derinleşilmesi gereken bir konu olan tıbbi bitkiler konusunun 3-5 günlük kurslarla ne kadar öğrenilebileceği tartışılabilir. Ayrıca bu konuda düzenleme meslekler üstü bir düzenleme olmalı. Çünkü meslek veya akademik ünvanlar da bazen sömürüye malzeme olabiliyor. Kısaca özetlersek yönetmelik etraflı bir şekilde tekrar gözden geçirilmeli. Konuyla ilgili tıbbi ve aromatik bitkiler teknikerliği yüksekokulları, biyologlar, ziraat mühendisliği fakülteleri, orman fakülteleri gibi disiplinlerin, ehil aktarların ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının da görüşlerinin alınması gerekir.

Bitkisel ürünlerin satışının yapıldığı aktarların açılabilmesi için her hangi bir yeterlilik istenmiyor. 1985 yılında hazırlanan bir genelge ile aktariye işi kuruluyor. Genelgeye göre aktariye dükkânı açabilmek için aşağıdaki şartlar istenmektedir:

  • En son mezun olduğu okuldan diploma sureti
  • Dilekçe
  • İkametgah senedi
  • Vergi levhası
  • 2 adet resim
  • Savcılık belgesi
  • Hiç bir bitkisel karışım, sıvı veya katı preparat hazırlanmayacağı ve satılmayacağına dair dilekçe (Bu dilekçede Aktar ve Baharatçılarda satılması mahsurlu ve tehlikeli madde taşıyan drogların satılmayacağı da belirtilmelidir.)

Burada da görüldüğü gibi yedinci madde hariç diğer şartlar, bakkal dükkânı açılırken de istenebilecek türden şartlar.

Böyle bir genelge olduğu için de işini doğru yapan aktar dükkânı sayısı, yeni açılanlara oranla giderek azalıyor. Özellikle son zamanlarda, aktar dükkânı açmak isteyenlerin sayısında epey bir artış var. İçlerinde birkaç ay kitap karıştırıp aktar açanı da var, hiç araştırmadan açanı da.. Halbuki bu genlge güncellenip, sadece bu konuda eğitimin verildiği, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Bölümü mezunlarına, belirli bir formasyondan geçirildikten sonra bu hak verilebilir.

Denetim eksikliği, merdiven altı tabir edilen üretimleri arttırmış durumda. İçinde ne olduğu belli olmayan ürünler günbegün önümüze koyuluyor. Bazı firmalar şaşaalı reklamlarla, son derece modern tesislerinde üretim yapıldığını beyan ediyor. Ancak durum hiç de öyle gösterildiği gibi değil. Bu tür firmalar genellikle sadece kapsüllere dolum veya gelen dolu ambalajlara etiketleme yapıyor. Yüzde yüz bitki özlü tabletler diye iddia ettikleri de genellikle bitkilerin kullanılan kısımlarının “toz” edilip kapsüllenmesinden ibaret. Bu şekilde kullanılan kapsüllerin de ne yazık ki hiç yararı görülemiyor. Olması gerekense ekstrelerin kapsül ve tablet şeklinde standardize hale getirilmesi. Ancak bu şekilde etki beklenebilir. Bu konudaki yasal boşluğun yeni çıkan yönetmelikle doldurulabileceğini ümit ediyorum.

 

Son zamanlarda afrodizyak ve zayıflatıcı özellikli “bitkisel!” ürünleri ithal eden, konuyla “paradan” başka ilgisi olmayan firmaların sayısında da artış var. Piyasaya sürdükleri ürünlerin, kısa zamanda maksimum düzeyde etki ettiğini iddia ediyorlar. Belirli bir etki de görülüyor. Ancak ürünlerin etkisi “tamamen doğal?” olan ürünlerinin içeriğinde belirtilmeyen “kimyasal” maddeler. Bu kimyasal maddeler insanda geri dönüşü olmayan tahrifatlara sebebiyet veriyor. Zayıflama ürünlerinde genellikle sibutramin; afrodizyak ürünlerde de sildenafil sitratı kullanıyorlar. İki madde de doz aşımında ciddi yan etkiler yapabiliyor. İçinde sibutramin kullanılan “bitkisel!” zayıflatıcılardan bir tanesini kullanan vatandaşımız, yakın zamanda bu ilaç yüzünden yaşamını yitirdi. Yitirilen bir yaşamdan sonra ilgili bakanlığımız faaliyete geçti, ürünün piyasadan toplatıldığını duyurdu. Ancak internet üzerinden araştırıldığında ürünün toplandığına dair gazete haberlerinin dışında hiçbir emare göremiyoruz.

Tıbbi bitkilerle ilgili, tüm ilgili kesimlerinin görüşleri alınarak bir yasal düzenleme hazırlanması zaruridir.  Yoksa bitkilerin masumiyeti, insanların hilekarlığı ve doyumsuzluğu altında, kaybettiğimiz diğer değerlerimiz gibi, ezilip yok olacak..

Bitki türü zenginiyiz, değerlendirme fakiriyiz

Ülkemiz bitki türü zenginliği bakımından dünyanın en zengin ülkeleri arasındadır ve pek çok bitkinin de gen merkezi. Tek başına Türkiye florası, on binin üzerinde bitki çeşidi ile Avrupa kıtasının toplamında yetişen bitki tür çeşidine yakın. Üç bin kadar bitki ülkemize endemiktir. Pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da sadece tür zenginliğimiz ile övünüyoruz. Elimizdeki birçok değerin kıymetini bilemediğimiz gibi bitkilerimizin de kıymetini bilemiyoruz. Kıymet bilemediğimiz bitkilerimizin kıymetini ne yazık ki “el” biliyor. Bu sebeple Anadolu’muzdan her yıl onlarca bitkimiz ham halde dışarıya gönderiliyor. Dışarıdan işlenmiş ve ambalajlanmış olarak tekrar bize dönüyor.. Bu konuda üretim yapan yerli sanayicilerimiz artık tıbbi bitkilerimizi değerlendirmek için çalışmalı.. Son yıllarda böyle örneklerin var olduğunu da burada hatırlatıp umutsuzluğa kapılmamakta fayda var. Örneğin Selçuk Üniversitesi’nde hocam Doç.Dr. Yüksel Kan’ın yürütücülüğünü yaptığı bir proje ile, üretici, sanayici ve üniversite işbirliği ile dünya standartlarında bitkisel ilaç hammaddesi projesi hayata geçiriliyor. Konya’da başlayan bu proje ülke sathına yayıldığında artık biz de nitelikli bitkisel droglarımızla dünya piyasasında söz sahibi olabileceğiz. Öte yandan Antalya’da, Antalya Ticaret Borsası, Akdeniz Üniversitesi ve Batı Akdeniz Tarımsal Arşatırma Enstitüsü (BATEM) ortaklığında tıbbi bitkilerin sürdürülebilir toplanmasıyla ilgili yerel insanların eğitimiyle ilgili kapsamlı çalışmalar yapılıyor.

Bitkiler nasıl etki ediyor?

Bazılarımızca “Ot, çöp” nasıl etki ediyor? Koca karı ilaçları bunlar! gibi yaftalamalarla aşağılanan bitkiler, bünyelerinde bulunan bazı maddeler yardımıyla bizleri hastalıklardan korurlar veya hastalıklarımızı iyileştirirler. Bu maddelere etken madde veya etkili madde diyoruz. Etkili maddeler karmaşık bir kimyasal yapıya sahip olduğundan nasıl etki yaptıklarını açıklamak çoğu zaman güçleşir. Bu etkileri açıklamak için sinerjik yani ortak etkiden yola çıkılır veya bitkinin içindeki bir madde temel alınarak etki şekli açıklanmaya çalışılır. Ancak tek bir madde ile bu etkilerin ortaya konulmaya çalışılması durumunda istenmeyen sonuçlar da ortaya çıkabiliyor. Şifayı sağlayan madde, bir madde olsa da, bitkide bulunan diğer maddeler iyileşmeye katkıda bulunabiliyor. Bazen tek bir madde olabildiği gibi bazen de bitki bileşiminde bulunan diğer maddelerle beraber etkiyi güçlendirir, dengeler, zararlı maddelerin gücünü baskılar ve diğer sistemlere zarar vermeden tam bir iyileşme sağlanmasını sağlayabilir. Bundan dolayı bitkilerin etki mekanizmasını açıklamak epey güçtür. Bir bitkideki onlarca maddeyi açıklarken “Hangi madde, diğer hangi madde / maddelerle, nasıl etki ediyor?” sorusuna cevap bulmak için belki de bir ömür deneyler yapmak gerekiyor. Örneğin çobançantası (Capsella bursa-pastoris) içinde bilinen 60 kadar etkili madde var. Bu maddeler sayesinde kullandığımızda bir bitkiden birçok etkiyi görebiliyoruz. Kabız olduğumuzda bağırsaklarımızı çalıştırıyor; ishal olduğumuzda ishalimizi gideriyor. Tansiyon dengesizliğimiz varsa tansiyonunu düzenliyor, kanama varsa kanamamızı durduruyor, hemoroit rahatsızlığımıza fayda sağlıyor.

Antibiyotikler ve antibiyotik etkili bitkiler arasındaki etki mekanizmasını açıklarken de bu durum söz konusu. Vücudumuz bir süre sonra antibiyotiklere direnç geliştirmeye başlıyor. Ve antibiyotik etki etmemeye başlıyor. Ancak antibiyotik etkili olan birçok bitki için durum tam tersidir. Çünkü bu bitkilerde onlarca madde bulunuyor. Vücudumuz önce bu maddeleri tanıyacak sonra onlara karşı direnç geliştirecek. Tabii bu maddeleri tanıyabilmesi neredeyse imkansız. Onlarca maddenin ne şekilde etki ettiğini tanımak güç olduğundan hastalık yapan etmenler pes ediyor ve iyileşme süreci başlıyor.

 

Nazım Tanrıkulu

Tıbbi Bitkileri Doğru Kullanma Rehberi adlı kitabımızdan alıntıdır.

  
4630 kez okundu

Yorumlar

Aktar-iye     11/04/2011 09:12

Sayın yazar; söyleminizde oldukça haklısınız. Üzülerek belirtmeliyim ki, ülkemizde kanunların uygulayıcıları görevlerini suistimal ediyorlar. TV ve WEB denilen ortamlardan fahiş fiyatlarla ürünler alınıp kullanılıyor. Firmaların var olup olmadıkları da belli değil. Bunlara bir kaç Prof. ve ya dr. rütbeliler de önderlik edince akıl karıştırma yerinde oluyor. Ülkemizde bitkisel ürün satıcılarının, ciddi olarak kurslara veya eğitimlerini almaları gerekmekte.
Misafir -

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam182
Toplam Ziyaret512135